Ağlayan Yaban Gülleri

aglayan-yabangulleri

Ağlayan Yaban Gülleri masalını okurken yazı metninin sonundaki play tuşuna basarak sesli olarak da dinleyebilirsiniz.

Masalı sesli dinlemek için lütfen oynat tuşuna basınız.

Ağlayan Yaban Gülleri Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Her kışın ardından bahar, her yazın ardından güz gelirmiş. Yine uzun geçen kara kışın ardından bahar gelmiş, tabiat yemyeşil renge bürünmüş. Orada kurtlar, kuşlar, böcekler baharın keyfini doyasıya yaşıyorlarmış. Renk renk açan çiçekler… Çiçekleri gezen arılar… Hiç durmadan çalışan karıncalar varmış. Derenin kenarında kendi hallerinde yaşayan yaban gülleri varmış. Yüksek ve serin yerde yaşayan bu yaban gülleri ilgisizliğin, terk edilmişliğin acısını yüreklerinde hissediyorlarmış. Bahar geldiğinde dertli bir yaban gülü daha fazla dayanamamış:

– Ahh, Ahhh! Yıllar var ki buradayım. Annem babam da buradaydı. Hiç mi hiç gün görmediler. Bende öyle… Bizim baharda güllerimiz açar, ne koklayan ne koparan olur demiş. Bir başka dertli de söze karışarak:

– Yediveren gülleri varken bizim yüzümüze bakarlar mı? O güller renk renk, katmer, katmer… Kokusu da hoş, görüntüsü de… Onların bakımları güzel, özel bahçıvanları bile var. Biz de… Ne gezer… Bakımsızlıktan dikenlerimiz uzadıkça uzadı. Ne şanslı güller, ahh! ahh! diyerek iç geçirmiş.

Diğer bir yaban gülü de:

– Ne de olsa biz yaban gülüyüz. Yaban demek terk edilmiş demektir. Hiç sevilmez. Oysa bizim meyvemizin değerini bir bilseler diyerek söze girmiş.

Sıcak geçen yazdan sonra sonbahar gelmiş. Yeşilden sarıya dönen tabiat, hüznünü önce ağaçların yapraklarında gösterirken; kuruyan ve sararan yapraklar rüzgarla bir o yana bir bu yana savrulmaya başlamıştı. Çocuklar yerde yaprakların arasında gizlenmiş, tek tük cevizleri büyük bir keyifle bulmaya koyulmuşlardı.

Yaban güllerinin derdi güz gelince de azalmamış daha da artmıştı. İçlerinden biri iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamıştı. Yanındaki sormuş:

– Niye ağlıyorsun?

Bir iç çekmiş ki derinden, karşısındaki kavak ağaçları bile kulak kabartmışlar bu sese.
– Ahh Ahh! Ben ağlamayım da kimler ağlasın. Eskiden güz geldi mi kadın erkek, çoluk çocuk meyvemizi (kuşburnu) toplamaya gelirdi. Şimdi onlar da terk etti bizi. Bir zamanlar küçüktüm, fazla meyvem yoktu. Diğer yaban güllerinden çuval çuval kuşburnu toplardı insanlar. Bunları kaynatarak “kuşburnu ezmesi” yaparlardı. Günümüz de bunu yapanda kalmadı, bilen de diyerek dertlenmiş.

Yağmur çisil çisil yağmıştı. Toprağın kendine has o güzel kokusu etrafı kaplamıştı. O gün insanlar o yağmurda çalışmaya devam ediyorlarmış. Bazıları at arabalarına binip, çoktan evlerinin yolunu tutmuşlar. Birkaç çocuk da oyunu yarıda kesip, bir ağacın altında eski bir battaniyenin altına gizlenerek yağmuru seyrediyormuş.

O yağmurun altında bir adam elinde pazar çantasıyla yağmura rağmen kısa adımlarla bahçeye yürüyormuş. Şapkasından sızan sular omuzlarını iyice ıslatmıştı. Ayakkabısı da çamur içindeymiş. Elindeki çanta yarısına yakın doluymuş. Kavak ağaçlarının arasında bir kayboluyor, bir görünüyormuş. Biraz daha yaklaşmış, koca erik ağacının dibinde durmuş, cebinden çıkardığı mendiliyle yüzünü silmiş, biraz soluklandı. Bu ak sakallı ve yaşlı adamcağız ağır adımlarla tekrar yürümeye başlamış. Yaban güllerinin yanına varınca tekrar durdu. Çantasını açmış, kuşburnu toplamaya başlamış. Yaban gülleri hep birden yaşasın, “yaşasın!” diye bağrışmışlar. Gözyaşları sel olmuş yağan yağmura karışmıştı.

Yaşlı adam:

– Nedir bu göz yaşlarınız?
-…?…?…

Hüngür hüngür ağlıyordu yaban gülleri. İçlerinden biri iç çeke çeke her şeyi anlattı. Yaşlı adam da hüzünlenmişti. Belli ki o da eski günlerini hatırlamıştı. Nasırlı elleri ile sakalını sıvazladı, nemlenen gözlerini sildi.

“Beni bu yaşta ayakta tutan sizin ezmeleriniz” dedi. Gözlerini ufka doğru çevirdi, derin bir nefes aldıktan sonra:

– Bol C vitaminli bu ezmeleri sabah kahvaltısında ekmeğimize sürer yerdik. Çocuklarımız bununla beslenirdi. Hastalık nedir bilmezdik. Şimdi ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim, her şey ortada, dedi.

Yaban gülleri, kendilerini hatırlayan birinin yanlarında olmasından çok mutlu olmuşlardı. Hepsinin yüzleri gülüyordu.

Yaşlı adam oradan ayrılırken:

– Ayaklarımda derman oldukça her Sonbahar’da inşaallah yine geleceğim, dedi.
Yaban gülleri hep birden el sallayıp:
– Sağlıcakla git, dediler.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir